21 Nisan 2015 Salı

[17. KCY Blog Tur] 30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Zor - Burçin Çelik Kitap Tanıtımı | Yorum | Yazarla Röportaj

Gönderen Büşra Ay zaman: 19:40
TANITIM
Kitabın adı: 30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Zor
Yazar: Burçin Çelik
Sayfa sayısı: 360
Türü: Romantik Komedi
Yayın evi: Postiga Yayınları

Yirminin coşkusu, yirmi ikinin neşesi, yirmi yedinin sempatisi… Ama otuz! Otuz yani… Hani otuzdan sonrasıydı çabucak geçen, ben yirmilerin nasıl geçtiğini anlayamadım ki daha! Tüm hemcinslerim yaşıyor mu bu buhranı, yoksa yalnız ben miyim dehşete kapılan? Daha otuz yaşımın güzelliğine adapte olamadan hayatın benim için sürprizler hazırladığından haberim yoktu tabi…

Ah, seslerinizi duyar gibiyim; ne mi oldu? Çok sevgili odun kocam olaylara dâhil oldu desem bir şeyler çağrışır mı acaba? Peki ya, yardımcı kadın oyuncu rolünü çakma bir sarışına vermiş desem, şimdi yandı mı ampuller! Durun durun, paniğe mahal yok! Hikâyesi tam da aldatıldığı noktada başlayan bir kadın düşünün. Hovardalığın sınırlarında ısrarla gezinen kocasını bir çırpıda boşayan; hamur açarak kendine antidepresan tedavisi uygulayan; otuzunda, bıraktığı okuluna dönecek kadar gözü kara; az biraz çatlak; iç sesinin çenesi düşük mü düşük bir Havva kızı… 

Düşündünüz mü? Kim mi o? Bendeniz Nazlı! Tam bu noktada hayallerinizin vücut bulmuş hali olan bir hoca düşünün. O ki; okulda hoca, kızına baba, banaysa kocaman bir çikolatalı pasta! Ya da yok yok, onu düşünmeyin! O kısım bana kalsın. Laf aramızda ben kıskanç bir kadınım! Siz bunun yerine büyümüş de küçülüvermiş, lafı cebinde, elleri belinde, mini minnacık bir Peri kızı ekleyiverin bu hikâyeye. Tadımızdan yenmez olduk değil mi! Bence de! Gerisi… Gerisi sayfalarda! Hadi kulak kabartın da bir parça dertleşiverelim!
YORUM
Merhaba herkese... Artık bloga etkinlik ve turlar dışında giremez oldum. Ki bunlara bile zar zor vakit ayırabiliyorum. Doyasıya kitap okumayı öyle özledim ki... :( Her neyse, duygularımı kendime saklayayım. :D Bu sefer daha önce Beni Yarına Bırakma isimli kitabıyla yazarlık hayatına başlayan Burçin Çelik'in ikinci kitabı olan Otuz Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Çok Zor kitabına tur düzenliyoruz. Lafı fazla uzatmadan kitaba geçeceğim.
Nazlı okulu bırakıp aşık olduğu adamla evlenmiştir. Aradan geçen 9 sene sonra bir gün eve gelir ve hayatını kökten değiştirecek bir olayla karşılaşır. Kocası olacak herif bir kadınla odasında mercimek olayını yapmışlardır. Nazlı sakince bu adamı ve kadını evinden kovar ve yeni hayatına atılır. İlk işi yarım bıraktığı okula başlamaktır. Bu arada şirin bir pastahanesi vardır. Şeker mi şeker pastalar kekler tatlılar yapmaktadır. Nazlı'nın sinirini hamur yoğurarak çıkardığını söylemiş miydim? Evet Nazlı'nın hayatına okulda best model diye tanımladığı bir hocası olan Barış girer ve her şeyi değişir.
Kitap akıcılığın dibine vurmakla kalmamış konuşmalar Nazlı'nın sözleri kitaba ayrı heyecan ve komedi katmış. Ben yazarımızın açıkçası bu kitabını daha çok beğendim. Çik-lıt türünde okuduğum iyi kitaplardan biri. Hele ki son zamanlarda okuduklarımdan sonra bana gerçekten iyi geldi..Yazarımızı tebrik ediyorum. Kitabı okumak için çekilişlerimize katılmayı unutmayın!

RÖPORTAJ
1) Burçin Çelik kimdir? Bize biraz anlatır mısınız?
Sınıfta kalmama neden olan en bariz soru bu aslına bakarsanız. Kendimden bahsetmeyi hiç ama hiç sevmiyorum. Çünkü bana sorarsanız beni diğer insanlardan ayıran pek bir özellik yok.
Malumunuz 1989 doğumluyum. Elektrik Elektronik Mühendisiyim. Henüz birkaç aydır çalışma yaşamıyla haşır neşir olmuş bir çömezim. ama hepsinden ayrı tutuğum tek nokta, bana sorarsanız iyi bir okurum.
Yaklaşık üç senedir yazmaya çalıştığım bir kitap blogum var. Bunun dışında da ilham perilerinin iyi tarafına denk gelirsem yazmayı deniyorum.


2) Sizi yazmaya teşvik eden olay nedir?
Sanırım yazan pek çok insan gibi ilk başta kendimi ifade etmek adına bir şeyler karaladım. Çünkü fark ettim ki bunu yazarak, konuşarak olduğundan çok daha iyi yapıyorum. Ama iş kurgu yazmaya geldiğinde o kısım biraz karışık.
Üniversite öğrenimim sırasında bir dönem ciddi uyku problemi yaşadım. Görüştüğüm bir danışman, yatağa girdiğimde aklımı düşüncelerimden ve beynimi yoran şeylerden uzaklaştırmak için farklı bir şeyler düşünmeye çalışmayı önerdi. Onun önerisi hayal kurmaktı; ama maalesef bu konuda baya baya beceriksiz biriyim. Ben de geceleri, zihnimi yorsun, aklımı dağıtsın diye karakterler oluşturdum. Önce onları biçimlendirdim, sonra da kurgularını... Ve tuhaftır işe de yaradı. Daha sonra oturup kurguladığım şeyleri yazmaya başladım.

3) Watpadd yazarları hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle son dönemlerde aşırı derecede watpadd sayesinde Türk yazarlar okurlarıyla buluştu.
Burçin Çelik
(İzmir kitap fuarı)

Aslına bakarsanız bu sorunun cevabı bir yazar olarak benim haddim değil. Ancak bir okur olarak cevaplayabilirim.
Şöyle bir gerçek var: Hangi kitabı basacakları ya da basmayacakları yayınevinin yayın politikasını ya da genel yayın yönetmenini bağlar. Eğer yayıncı bir kitabı basılmaya layık gördüyse bu onun kanaatidir.
O kitap yayınlandıktan sonrasıysa okuru bağlar. Aslına bakarsanız yazarı yazar yapan, okurudur. Daha başka bir şey değil. O yüzden bu sorunun yanıtını çok uzakta aramamanız taraftarıyım. Cevap okurların vicdanlarında :)
Bir okur olarak benim fikrimi sorarsanız size şunu söylerim.
"Ben Türk yazar okuyamıyorum!" diyen bakış açısını hayatımın hiçbir döneminde anlayabilmiş değilim. Zira bu cümleyi kuran birinin ömrü boyunca Halide Edip'ten, Reşat Nuri'den, Ömer Seyfettin'den, Sabahattin Ali'den, daha ismini sayamayacağım yüzlerce isimden tek satır okumamış olduğunu düşünmem mümkün değil. Burada peki kim bu Türk yazarlar, diye bir soru çıkıyor ortaya. Hiçbir yeni kitaba şans vermeyecek miyiz? Eğer öyle olsaydı, Ahmet Ümit'ler, Elif Şafak'lar, Ayşe Kulin'ler bugünün devleşen isimleri olabilir miydi?
Ha, derseniz kasıt onlar değil. O zaman da şu soru geçiyor zihnimden. Kim bu Türk yazarlar?
Bestseller çevirileri ülkemizde on binlerce satarken, türkiye'nin kendi bestseller pazarını oluşturuşunu yadırgamayı doğru bulmuyorum. İyi kitapla kötü kitap arasındaki farkı kaliteli okur zaten belirler. Gerisi bekleyip, izlemek... Başka bir şey değil :)

4) Biraz kitaptan bahsedelim. Otuz yaşla ilgili bir kitap yazmak nerden esti? Neden 30 Yaş?
Aslında bilhassa o yaş grubu hedef seçilmedi işin aslına bakarsak. Bu kitap benim kendime meydan okumam. Tamamen "Acaba ben komedi yazabilir miyim?" sorusuna cevap ararken sadece iki bölümü ortaya çıktı. Ve tüm samimiyetimle söylüyorum, bıraksalar ben devamını getirmezdim. O yüzden bu kitap benden daha çok karakterlerime sahip çıkan bir avuç insanın başarısı.
Nazlı'nın en önce çılgınlığı biçimlendi, belki en son biçimlenenlerden biri yaşıydı. Erken otuz yaş bunalımımı Nazlı sayesinde atlattım bitti diyelim en iyisi :)

5) Çiklıt yazmak sizi zorladı mı? Sonuçta ilk kitabınızda ağır bir dram varken bu sefer biz okuyucuları güldürmeyi hedefliyorsunuz?
Hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar.
En önce çiklit yazabilecek ruh halinde olmanız gerek. Hayatı o tiye alan pencereden göremezseniz bunu aktaramazsınız.
İtiraf edeyim ben depresif biriyim. Melankoliğim, sık sık ruh halim durgunlaşır. Hayatı Nazlı'nın gözünden görmek beni epey zorladı. Bölüm aralarım bayağı uzundu, bölümlerim de bir o kadar kısa... Ama bitirmeyi başardım. Çok uzun bir süre de aynı ruh haline bürünüp yeni bir komedi yazamadım.
Ama şu noktayı belirtmeden geçemem: Ben yazdığım her yeni dosyada kendime yeni bir hedef koyuyorum. Beni Yarına Bırakma'yı yazarken amacım ikinci kadını okuyana sevdirebilmekti. Bu kitapta ise okuyanları gülümsetebilmek... O yüzden okurken bırakın kahkaha atmayı, dudağınızın bir köşesi kıvrılsa bile ben amacıma ulaşmışım demektir :)

6) Gelelim Nazlı'ya... Açıkcası okurken Nazlı'nın repliklerine gülmemek imkansızdı. Kendininizi Nazlı ile bağdaştırdığınız noktalar var mı?
Ahahah :) Ben ve Nazlı... Aslında hem birbirinden çok uzak, hem de bir o kadar yakın iki karakteriz. Ben kendi kalıplarını kendi belirlemiş, ama yine de o sınırlarda yaşayan, gelenekçi biriyim. Muhafazakar bir yanım var, bunu asla inkar edemem. Bu açıdan bakarsanız Nazlı benim için büyük bir çelişkidir.
ama başka bir açıdan baktığımızda, belki de Nazlı olmak istediğim kişidir :)

7) Aldatılan bir kadının hayata tekrar dönüşü diyebilir miyiz bu kitap için?
Ben olsam böyle demem sanırım. Çünkü aldatılışı Nazlı için bir felaket değil bir ödül oldu bana sorarsanız. Belki olayların kopuş noktası, atılan ilk taştır. Ama Nazlı'nınki hayata geri dönüş değil aslında, bir nevi kendini ve potansiyelini fark ediş. Yani sanırım bu sorunun yanıtı hem evet hem de hayır...

8) Sana bu kitap için ilham veren biri veya karakter var mı? 
Sanırım etrafımdaki tüm kadınlar. Zaten okuyanların Nazlı'da kendilerinden bu kadar fazla şey bulmalarının sebebi de bu. Ben dahil, hepimiz varız bu kitapta. Hepimiz kadınız ve hayata, olaylara verdiğimiz ortak tepkiler var. Dillendirmesek de içimizden defalarca geçirdiğimizi cümlelerimiz... Nazlı sadece mikrofonu eline aldı ve susup kaldığımız tüm zamanlar için ağız dolusu bir "Zıkkımın kökünü iç!" dedi :) 

9) Okurların senden Aylin ile ilgili güzel haberler bekliyor. Peki sen bize bu müjdeyi ne zaman vermeyi düşünüyorsun? Yakın zamanda Aylin'e kavuşabilecek miyiz?
Sanırım o pek yakın bir zaman olmayacak. Ama ben de tüm kalbimle mümkün olan en yakın zamanda Mızıkçı'ya başlayabilmeyi umuyorum :)

10) Peki Burçin Hanım son olarak okurlarına neler söylemek istersiniz?
Bu soruya yanıtım da asla değişmeyecek :) her biri iyi ki var ve iyi ki bu yolda beni yalnız bırakmıoyorlar. Bunun benim için kıymetini asla, tam olarak ifade edemeyeceğim. Hepsine çok teşekkür ediyorum.
Ve size de, her birinize ayrı ayrı teşekkürler Kitap Cadıları :)
 

0 yorum:

 

Kitapların Senfonisi Copyright © 2012 Design by Antonia Sundrani Vinte e poucos