30 Ocak 2014 Perşembe

Yalancı Aşık - Tawna Fenske Kitap Tanıtımı | Yorum | Alıntılar

Gönderen Büşra Ay zaman: 21:11 0 yorum
TANITIM
Kitabın adı: Yalancı Aşık
Özgün adı: Believe It Or Not
Yazar: Tawna Fenske
Çeviren: Tuğba Kırca Alptekin
Sayfa sayısı: 287
Türü: Romantik Komedi
Yayın evi: Nemesis Yayınları

Violet McGinn, anormallikten ve soyut şeylerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışan, mantıklı bir kadındır. Belki de bu yüzden kendine meslek olarak muhasebeciliği seçmiştir. Annesi ünlü bir medyumdur ve bir gün hastaneye yatırılır. Violet, annesinin işini bir süreliğine devralmak zorunda kalır ve hiç istemese de sahte medyumluk yapmaya başlar.

Drew Watson, yakışıklı bir bar işletmecisidir. Cumartesi geceleri barında çaldığı müzikler eşliğinde dans eden müşterileriyle ve arkadaşlarıyla mutludur.

Chris Abbott ise her kadının hayalini kurduğu genç, yakışıklı, kibar ve başarılı bir doktordur.

Violet birini seçmelidir. Kalbini mi yoksa mantığını mı dinlemelidir? Yolunu bulmaya çalışırken yapacağı bir hata, belki de üçünün kaderini toptan değiştirecektir.

YORUM
Finaller yüzünden yaklaşık 2 hafta kadar kitap bile okuyamadım. Kitap okumayı nasıl da özledim o kısa sürede...
Finaller sonrası kısa sürede biten ilk kitabım Yalancı Aşık oldu. Genel anlamda esprilerle dolu, bol kahkahalı, eğlenceli ve akıcı bir kitaptı kendisi.
Violet McGinn, aslında muhasebecidir. (Şuan da bende o yoldayım :P) Annesi ufak bir kaza geçirince annesiyle bir anlaşma yaparak onun medyumluk işini üstlenir. Medyum dükkanının hemen yan tarafında Drew Watson adında yakışıklı bir bar işletmecisi bulunmakta. Violet ile ilk karşılaşmaları sürpriz bir şekilde gerçekleşirken ilk anda birbirinden etkilenirler.
Violet daha normal ve sıradan bir hayat isterken, Drew'un onun için hiç de uygun olmadığını düşünür. Aynı şekilde Drew da Violet'in ona uygun biri olmadığını düşünüyor. Peki birbirine karşı koyabiliyorlar mı dersiniiiz?
Annesi iyileşme sürecinde hem medyumluk yapıyor hem de muhasebecilik işlerine devam ediyor. Arada sıradışı olaylar gerçekleşirken işi bozulma aşamasına kadar geliyor. Öyle bir olayın içine düşüyor ki hem kendisi hem de Drew'i işinden edecek konuma geliyor. Bir de ikisinin birden birbirinden uzak durma çabaları...
Yazarımız çok sevimli ve yakışıklı karakterleri esprilerle dolu anlatırken kitap şahane akıcılığıyla bir anda bitiveriyor. Özellikle de romantik komedi severler için harika bir kitap.
PUAN

ALINTILAR
Başını çevirip dükkanın arka tarafındaki dolabın kapağını açmak için eğilmesini izledi. Kendine, bir centilmenin bayanların kalçasına bakmaması gerektiğini hatırlattı.
Sonra bir centilmen olmadığını düşündü. Mükemmel bir kalçası vardı, yuvarlak dolgun ve...
"Popoma mı bakıyorsun?" diye sordu Violet dönmeden.
"Siz medyumlar işin eğlencesini bozuyorsunuz," diye cevap verdi Drew.
"Dolabın aynasından beni seyrettiğini görebiliyorum."

Violet, Drew'ın biraz arkasında durup manzarayı keyifle seyretti. Evet kotu biraz rüküştü ama kaşmir gibi yumuşak görünüyordu. Gerçekten de kotun içini çok güzel dolduruyordu. Şu mükemmel kıvrım...
"Kıçıma bakmayı bıraktığın zaman bir bardak su alabilir miyim?"
Violet irkildi. "Ne? Hayır, ben..."
"Camdan yansımanı görebiliyorum." dedi Drew, dolabın kapısına eliyle vurarak. Sırıtarak başını çevirdi. "Ödeşmiş olduk."

"Siz ikinizi yalnız mı bıraksam?"
"Lütfen beni onunla yalnız bırakma," dedi Violet.
Drew gülümseyerek sesi duyulmasın diye kulağına konuştu. "Bana yalvarmanı çok seviyorum."

16 Ocak 2014 Perşembe

Sapphique - Catherine Fisher Kitap Tanıtımı | Yorum | Alıntılar

Gönderen Büşra Ay zaman: 21:00 0 yorum
TANITIM


Kitabın adı: Sapphique
Özgün adı: Sapphique
Yazar: Catherine Fisher
Seri: Incarceron Serisi 2/2
Çeviren: Dost Körpe
Sayfa sayısı: 432
Türü: Bilim kurgu, Fantastik
Yayın evi: Pegasus Yayınları

Kalbin kilidini hangi anahtar açar?

Finn canlı hapishaneden, korkunç Incarceron'dan kaçtı; ama orayı hatırladıkça acı çekiyor çünkü kardeşi Keiro hâlâ içeride.

Claudia, Finn'in Kral olmasında ısrarlı, oysa Finn kendi kimliğinden bile şüphe ediyor.

Deli büyücü Rix, Hapishanenin şimdiye kadar sevdiği tek insan olan Sapphique'in eldivenini gerçekten buldu mu?

Keiro, eldiveni çalarsa dünya yıkıma mı sürüklenecek?

Biri içeride, diğeri dışarıda.

İkisi de özgürlük arayışında.

Sapphique gibi.

YORUM
Incarceron serisinin ikinci kitabı olan Sapphique'i sonunda okudum! Kitap geçen yıldan beri rafımda duruyordu. Serinin ilk kitabı kaybedince bütün hevesim kaçmıştı. Haliyle ikinci kitabı okumak pek istemedim. :( En sonunda başlayayım dedim. Çok fazla bilim kurgu kitabı okuyan biri değilimdir ama okuduklarım arasında en iyisi bu seri bence. Hayal gücünüzün sınırlarını zorluyor resmen...
İlk kitaptan beri aklımda bir kaç soru kalmıştı. O soruların cevabını okuyucunun yorumuna bırakmış yazar. Finn -namıdiğer prens- hapishaneden kaçınca Saray'ına geri dönüyor. Kayıp prens bulunduğuna göre tahta geçme zamanı gelmiştir. Prense taç takılma töreni yapılıyor ve taç tam takılacakken birisi çıkageliyor ve "Gerçek prens benim diyor." İlginç olan yanı o kişiyle prens tıpatıp benziyor. Finn hafızasını kaybettiği için -Incarceron'a atıldığında hafızası silinmişti, haliyle sadece Incarceron'dan sonrasını hatırlıyor- gelen kişinin gerçek prens mi sahtekar prens mi olduğunu bilemiyor. Onlar sahtekar olduğunu düşünürken soruşturmalar başlıyor ve gerçek prensin hangisi olduğunu bulmaya çalışıyorlar. Derken Incarceron hapishanesi, -Incarceron canlı bu arada- kendine beden yapmaya başlıyor. Büyük bir planı var o da kendinden kaçmak. Dışarı'yı ve yıldızları görmek... Yani hapishanesini terk etme niyetinde. Terk ederse hapishanedeki tüm mahkumlar ölecek. Finn, kankardeşi Keiro, Incarceron müdürü, Claudia, yani tüm baş karakterler Incarceron'a engel olmaya çalışıyorlar. Incarceron bedenini tamamlıyor tek ihtiyacı olan Sapphique'in eldiveni. Ona sahip olmadan hapishaneden kaçamaz. Onu elde etmek için her şeyi yapıyor haliyle...
Kitapta tek bir olay ele alınmamıştı, bir çok sorun vardı, bu yüzdende okurken hiç sıkılmadım. Kitap okuyucuyu esir altına alıyor. Nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile. Yazar Incarceron gibi bu kitapta da harika bir son yaptı. Haliyle beni yine epey bir şaşırttı.
PUAN
Finn ve Claudia
ALINTILAR
"...Eldiveni çıkaramayışına gelince, çıkarabilirdi aslında. Ama onu çıkaramayacağına inandırdım. İşte bu, büyüdür Attia. Bir insanın zihnini çarpıtıp onu imkansıza inandırmaktır."

"Rix, madem Sapphique olduğunu düşünüyorsun söylesene. Ejderhaya sorduğun bilmecenin yanıtı neydi? Kalbin kilidini hangi anahtar açar?"

9 Ocak 2014 Perşembe

Dublin Caddesi - Samantha Young Kitap Tanıtımı | Yorum | Alıntılar

Gönderen Büşra Ay zaman: 18:40 0 yorum
TANITIM
Kitabın adı: Dublin Caddesi
Özgün adı: On Dublin Street
Yazar: Samantha Young
Seri: Dublin Caddesi Serisi 1/5
Çeviren: Deniz Ece
Sayfa sayısı: 363
Türü: Romantik, Yetişkin
Yayın evi: DexPlus Yayınları

Joss geçmişte yaşadığı acıları bir kutuya kilitleyip her şeyi unutmak için Amerika'dan İskoçya'ya yerleşmişti ve şimdi yeni bir ev arıyordu.
Bulduğu ev Dublin Caddesindeki havalı binalardan birindeydi.
Yolda bir adamla karşılaştı.
Takım elbiseli, bronz tenli, çıldırtıcı İskoç aksanlı, maço tavırlı, seksi bakışlı Braden'la.
Joss, Braden'ın her zaman kolunda taşıdığı Barbşe kılıklı kızlardan biri değildi, olmaya da hiç niyeti yoktu. 

Ama insan arzularına nereye kadar gem vurabilir? 
Kalbiniz başka, beyniniz başka şey söylüyorsa, hangisinin sözünü dinlersiniz?

Trajedi. Seks. Tutku. Kahkaha. Kıskançlık.
Joss & Braden
YORUM
Kitaplarda kıyaslama yapmayı sevmem ama Dublin Caddesi'ni okurken çok kez Elli Ton'u anımsadım. Gerek Braden'ın annesiyle olan hikayesi, gerek zenginliği, gerek patronluk taslaması, gerek kız arkadaşlarıyla anlaşma yapmaları... Hikaye benziyordu demiyorum, Braden karakteri bana biraz Christian'ı anımsattı sadece. Buna rağmen bence kitap çok akıcıydı, hiç bir sayfayı okurken sıkılmadım. Kahkaha attığım bir çok yer oldu. Bir anda bitiverdi.
Ana karakterin adı Jocelyn, Braden dışında herkes ona Joss diye hitap ediyor. Joss henüz 14 yaşındayken tüm ailesini kaybediyor. 18'ine girdiğinde ona bırakılan servetle beraber annesinin doğduğu yere yani İsveç'e taşınıyor.
Braden'la ilk kez aynı taksiye bindiklerinde tanışıyorlar. O da şöyle oluyor ki ikisinin de acil işi var ve tek bir taksi olunca mecburen aynı taksiye biniyorlar. Takside geçen bir diyalogu alıntılar bölümüne de ekledim. 1. alıntı taksi sahnesinden. :)
Joss, Braden'ı bir daha görmeyeceğini umarak taksiden iniyor ve yeni ev arkadaşıyla tanışmaya gidiyor. Ev arkadaşının adı Ellie, Joss'la hemen kaynaşıyorlar ve Joss tanışıyor. Ellie'nin abisi (!) Ellie'yi ziyarete geliyor. Abisi kim dersiniz? Braden!!! İkinci karşılaşmaları tuhaf bir şekilde gerçekleşiyor.
Joss'un büyük bir güven sorunu var ve ailesinin ölümünü onca yıla rağmen atlatabilmiş değil.Güven sorununu ve bazı şeyleri atlatabilmesi için ailesinin ölümüyle yüzleşmek zorunda. Braden ve hem yakın arkadaşı hem de ev arkadaşı Ellie'nin bu konuda epey katkısı oluyor.
PUAN

ALINTILAR
"Sana numaramı vermeyeceğim."
Tekrar sırıttı. "İstemedim ki. Hem istesem bile sana sormam. Sevgilim var."
"O zaman bana öyle bakmayı kes."
"Sevgilim var ama kör de değilim. Bir şey yapmıyorum diye bakmayacak da değilim."

Suratında koca bir sırıtmayla bardan geriye doğru bir adım atıp bana doğru başını salladı.
"Ne var?" dedim ters ters.
Çarpık çarpık gülümsedi. Erkeklerin çarpık gülümsemelerinden nefret ediyorum. Böyle seksi olanlarından bile. "Hangisini daha çok sevdiğimi bilmiyorum..." dedi düşünceli düşünceli çenesini ovuşturarak. "Çıplak seni mi, askılı bluzlu seni mi. 90, değil mi?"
Ne? Kaşlarımı çattım, ne dediğini anlamamıştım.
Ve sonra dank etti.
Öküz!
Braden'dan mesaj geldi; "Perşembe akşamını ayarla. İş yemeği. Güzel bir elbise giy. Seni 7:30'da alırım. x"
Cevap yazdım: "Bu kadar kibarca sorduğun için peki."
Ellie, "Hayalperest safoş" dedi.
"Sen bana az evvel safoş mu dedin?"
"Evet. Hayalperest olanından hem de."
"Pardon, safoş ne demek, sorabilir miyim?"
"Bir durumun gerçekliğini anlamayan insan; aptal kişi; salak; beyinsiz. Hayalperest safoş; Joss Butler ve onun ağabeyim Braden Carmichael ile yaşadığı ilişkinin gerçek kimliğini aptalca ve salakça bir şekilde yanlış yorumlaması."
Başımı evet anlamında salladım. "Safoş, iyiymiş."
Bana yastık fırlattı.

Braden hızla yanağıma bir öpücük kondurup ben onu öldüremeden çekildi.
Ellie, "Haydi arkadaşlar, ne yapıyorsunuz hala orada?" diye seslendi.
"Jocelyn sevişelim diye yalvarıyor ama ben hiç uygun bir zaman olmadığını söylüyordum," diye bağırdı Braden.

"Bulaşıkları yıkarken sinsi pezevenk arkamdan gelip birden belime sarıldı. Ve beni öptü. Tam şuradan." Sinirle boynumu işaret ettim. "Onu hapse falan attıramaz mıyım?"
Dr. Pritchard burnundan güldü. "Seni sevdiği için mi?"
Geriye kaykılıp başımı iki yana salladım. "Dr. Pritchard," dedim yavaşca, "siz kimin tarafındasınız?"
"Braden'ın."

"Risk alıp kaybetmekten daha korkunç olan nedir biliyor musun?"
Başımı hayır anlamında salladım.
"Pişmanlık Joss. Pişmanlık insanı mahveder."
 

Kitapların Senfonisi Copyright © 2012 Design by Antonia Sundrani Vinte e poucos