[6. KCY Blog Tur] Paranoya - Tuba Arık Kitap Tanıtımı | Yorum | Yazarla Söyleşi

16:00

TANITIM
Kitabın adı: Paranoya
Yazar: Tuba Arık
Sayfa sayısı: 586
Türü: Fantastik
Yayın evi: Sokak Kitapları Yayınları

Yüz yıllık bir sırrın peşinde sürüklenen gölgeler,
asırlar süren bir yaşamın sessizliğine gömüldüler.
Gerçekle düş arasında gidip gelmek mi?
O düşün içinde yaşamdan vazgeçmek mi?
Karanlığın içinde filizlenen bir aşkın,
kopkoyu gölgesinde ölüme yürümek mi?
Kimsenin görmediğini gördün, kimsenin duymadığını duydun
çünkü, sen doğmadan başladı bu oyun.

YORUM
Sanırım bu kitaba aşık oldum. Sanırım karakterlere aşık oldum. Sanırım yazarın kalemine aşık oldum... Öyle ki ilk defa bir yazarın adıma kitap imzalaması için her şeyi yaparım dedim. :D Ki yazar o kadar tatlı bu teklifimi hemen kabul etti. :D Ah, bu arada 6. blog turumuzdan merhaba herkese! :P Her neyse şu mükemmel kitaptan bahsetmek istiyorum biraz size, öncelikle söylemeliyim ki birçok Türk fantastik, hatta birçok yabancı fantastik kitabın kat kat üstüne gelebilecek bir kitap Paranoya. Evet, bu konuda kesinlikle çok iddialıyım. Son zamanlarda okuduğum en iyi fantastik kitaptı. Paranoya'yı okurken ne zaman kitaba ara versem aklım kitapta kalıyordu, uzun zamandır böylesine büyük bir merakla kitap okumadığımı da itiraf edeyim böylelikle. Bir yandan kitap çabuk bitsin istemiyor, bir yandan merakıma engel olamıyordum. Birçok güzel duygular hissettirdi bana Paranoya. Birileri beni dinlese akşama kadar bu kitabı anlatacağım neredeyse, o derece sevdim kitabı... Neyse ben en iyisi size kitaptan bahsedeyim biraz. :D

Fegel henüz 9 yaşındayken bir gece yatağında yattığında başladı her şey. Bir gölge vardı peşinde. Fegel ona gölge diyordu sadece, çünkü o kadar hızlı hareket ediyordu ki ne insana benzetebiliyordu onu ne de gerçek olduğuna inanıyordu. Bu yüzden de 9 yaşından beri hastanelere gidiyordu. Kendi de dahil herkes akıl hastası olduğuna inanıyordu. Ama bir şeyler vardı. Bir sır. Fegel 9 yaşında gölge karşısına çıktığından beri ne hastalanıyor ne de başına bir şey geliyordu. Çıktığı çocuklarsa bir gün geçmeden ondan uzaklaşıyordu...

18 yaşına girmişti Fegel. Sınıfına yeni gelen Marlo'ya tutulmuştu. Marlo'da Fegel'den hoşlanmıştı ama birileri daha önce olduğu gibi buna da müdahale ediyordu. Fegel bir şekilde bilgi edinmişti: gölgenin onu almaya geleceğini... Gelmişti de. Gölge kimliğini açıyordu yavaş yavaş Fegel'e. Birçok sırla beraber hemde. Asırlardır yaşıyordu o. İnsanları öldürüyordu. Bir şey durdurmuştu onu o gece. Fegel'i de öldürmeye geldiği gece... Onu aldığındaysa işler istediği gibi gitmiyordu.

Gölge hakkında ayrıntıları her ne kadar anlatmak istesem de bunu öncelikle "kendime" :D sonra kitabı okuyanlara/okuyacaklara bırakıyorum.

Kitap hakkında daha çok bahsetmek istiyorum aslında ama kendime engel olamayıp spoiler vermekten korkuyorum, bu yüzden kitap yorumumu yavaş yavaş sonlandırayım diyorum. ^^ Hani bazı şeyler vardır ya 'anlatılmaz, yaşanır' deriz. Bu kitap da kelimenin tam anlamıyla öyle. Anlatılmaz yaşanır. Siz de Paranoya'yı okumak için geç kalmayın derim. Böylesine mükemmel bir kitabı okumamak, böylesine mükemmel bir hikayeyle tanışmamak yazık olurdu.

Tuba Arık'ın diğer kitabı olan "Gece Yarısı Öyküleri"ni de en kısa zamanda alıp okumayı planlıyorum.
Ayrıca kitabın seri olacağını öğrendiğimde bir süre mutluluktan ne yapacağımı bilemedim. :D Şu sıralar aldığım en muhteşem haber oldu bu. 
Ayrıca tatlı mı tatlı yazarımızın söyleşisini okumadan geçmeyiin! Bu harika kitabın çekilişine de BURADAN katılabilirsiniz! ^^
PUAN

ALINTILAR
"Ukala olduğunu daha önce söylediler mi sana?" Başını hayır anlamında salladı. "Bunu söylemeye cesaret edecek bir insan tanımıyorum." İrkildim. Ayna olsa kendime bakabilirdim. Senden başka, diyecekti sanırım.
Benim bir umudum bile yok. Yaşıyorken ölüyorum. Tıpkı Augistunus'un dediği gibi: Yaşayamıyorum ama hayattayım öyle güçlü ki isteğim, ölememekten korkuyorum.
(Petra'nın günlüğünden)
"Seni asla bırakmayacağım. Buradan asla gidemeyeceksin. İster ağla, ister bağır, ister delir ama asla gitmene izin vermem. Bunu bencillik olarak gör, bunu eziyet olarak gör, nasıl görmek istersen öyle gör bir şey değişmeyecek."
“Seni bir başkasına bırakmak için beklemedim ve yine söylüyorum, seni bir başkasının alması için de gerekli hoşgörüye sahip değilim. Bu yüzden Fegel, hiç kuşkusuz mezara birlikte gireceğiz.”
"Asla Fegel! Sana kimsenin dokunmasına izin vermem, buna tahammül bile edemiyorum anladın mı, bu kim olursa olsun tahammül edemiyorum. Bu kişi ben bile olsam, asla!"


YAZARLA SÖYLEŞİ
1- Öncelikle söyleşimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Kendinizden biraz bahseder misiniz? Yazmadığınız zamanlarda neler yaparsınız?
Hayal dünyasında serüvene çıkan bir insanım ben. Her günüm ayrı bir yolculuk. Karakterlerin durak yeridir zihnim, hiç terk etmezler beni, hiç yalnız bırakmazlar. Günlük yaşamımın bile vazgeçilmez birer parçasıdırlar. O yüzden kendimi hiç yalnız hissetmem. Gözü açık gördüğüm rüyalarım anlam katar yaşantıma. Madalyonun diğer yüzüne dönerseniz de felsefeyle ziraat mezunu bir insan görürsünüz. Salt birer meslek değildir bunlar; bir yanım doğaya kucak açar, bir yanım kitaplara.
Yazmadığım zamanlarda en büyük uğraşım okumaktır. Okumak, yeni kitaplar keşfetmek, yeni dünyalarda gezinmek. Bir nevi bulunduğum dünyayı reddetmek.

2- Paranoya kitabını elime aldığımda çok fazla beklentim yoktu açıkçası. Ama daha ilk sayfasından itibaren öyle bir merakla okudum ki kitabı, elimden bıraktığımda aklım hep kitapta kalıyordu. Hiç bitmesini istemediğim bir kitap oldu Paranoya. Hikayeyi nasıl oluşturdunuz? Esinlendiğiniz bir şey oldu mu?
Teşekkür ederim. Aslında hikaye beni buldu diyebilirim, daha doğrusu Petra. İnsanın diline bir şarkı takılır ya hani, benim de aklıma günlerce Petra ismi takıldı. Delirmek üzereydim. Nerede gördüğümü, nerede okuduğumu bulmaya çalışıyordum. Elimdeki bütün kitapları karıştırdım. Sonunda karşıma Francesco Petrarca ismi çıktı, bulmuştum. İşte o an bütün bir hikaye beynime üşüştü. Baştan sona yazılmıştı bir anda. Hiç vakit kaybetmedim, oturdum yazdım. Dünyadan kopmuştum. Capcanlı bir Kulpa vardı önümde, bütün karakterler ete kemiğe bürünmüştü, karşımdaydı. Hikaye ne kadar hayal ürünü olursa olsun karakterler bir o kadar gerçekti. Bitmeyen bir hikaye anlattı Petra. Ben sadece aracıydım, onun hikayesini, bana sunduklarını yazdım.

3- Paranoya’nın devam kitabını çıkarmayı düşündünüz mü? Ya da kitabı seri halinde yayınlamayı?
Evet, bunu da ilk defa sizler aracılığıyla duyurmuş olalım. Paranoya seri olacak. İkinci kitabın yazım hazırlıklarına başlamış bulunmaktayım. Paranoya henüz bitmedi ve bu kitapta katlanarak devam edecek. Petra'nın anlatacakları var daha...

4- Petra karakteri gözünden bir kitap yazmayı düşündünüz mü hiç? Mesela Fegel’den öncesini ve sonrasını ayrıntılarıyla Petra gözünden okumayı isteyecek birçok okur olduğuna/olacağına eminim?
Bunu hiç düşünmemiştim ama dediğim gibi devam kitabında herkesin söyleyecek bir şeyleri olacak. En çok da Petra'nın derinliklerine, özüne ineceğiz. Onun kim olduğunu, nasıl bir hayat sürdüğünü bütün ayrıntılarıyla öğreneceğiz.

5- Sizinle Petra hakkında bol bol konuşmak isteriz. Turda yer alan herkesin favori karakteri oldu. Bize biraz Petra’dan bahseder misiniz? Mesela o karakteri yaratırken ilham aldığınız biri oldu mu? Onun hakkında anlatılanları hiç sıkılmadan sonsuza dek dinleyebiliriz sanırım. :D
Sanırım ben de hiç bıkmadan Petra'yı anlatabilirim. :) Petra öyle bir anda çıkıp geldi ki, onu ben yarattım diyemiyorum nedense. Sanki o hep vardı ve gelmek için en uygun zamanı bekledi. O anlattı ben yazdım, hatırladıklarım bundan ibaret. Yazarlardır karakterleri şekillendiren ama benim durumum farklı oldu, Petra benim yaşamımı şekillendirdi. Kitabı yazdıktan sonra, ben de artık onun öğrencilerinden biriydim. Sessizliğin önemini daha çok kavradım, nazik olmanın, doğaya saygı duymanın, hayata başka bir gözle bakmanın. Kısacası yaşamanın. Petra bir rehber oldu, ışık tuttu. Hayali bir karakterin ötesinde, bana çok iyi bir arkadaş oldu.

6- Kitaptaki favori karakteriniz kim?
Hepsini ayrı seviyorum ama tabii ki Petra :) Yine de Marlo'yu göz ardı edemem. Onun da yeri ayrıdır bende.

7- Kitabı yazarken zorlandığınız bir yer oldu mu? Olduysa hangi kısım?
Yazarken olmadı ama araştırırken oldu. Kitapta geçen gerçek şahsiyetlerin bilgilerine ulaşamamak zorlandığım tek konuydu. Mesela Paracelsus hakkında daha çok bilgiye ulaşmak isterdim, maalesef bulduklarım çok kısıtlıydı.

8- Favori sahneniz hangisi?
Fegel'in kaçırılma sahnesiyle, mancınık.

9- Çevrenizde kitabınızı okuyan oldu mu? Olduysa neler düşünüyorlar?
Evet okuyanlar oldu. Hepsinin de ortak söylemi şuydu: Petra'dan ben de istiyorum. :) Petra gözlerini öyle kör etmişti ki, kitap hakkında hiç detaylı bir yorum alamadım.

10- Şuan yazmakta olduğunuz yeni bir kitap var mı?
Keyifle cevap verebilirim bu soruya. Paranoya’nın devamı, ismi de hazır ama sürpriz olsun.

11- Simyaya olan merakınız nereden geliyor?
Çocukluğum cinli perili hikayeleri dinlemekle geçti. Korkusuzluğumu bunlarla büyümeme bağlıyorum. Bu yüzden hep merak ettim, doğaüstü olaylara karşı hep büyük bir ilgim vardı. Büyüdükçe azalmak yerine arttı. Araştırdım, okudum, dinledim. Bize sunulan gerçek dünyanın sıkıcılığını bunlarla aşmaya çalıştım. Sonra bir gün felsefeyle tanıştım. Felsefede aradığım dünyanın çok daha fazlası vardı. Sadece mezun olduğum bir bölüm değildi felsefe benim için, yazarlık kapısını sonuna kadar açan bir anahtardı. Beni simyayla tanıştıran da felsefe oldu. Paracelsus'un 'tuhaftım ve benimle aynı olan kimse yoktu' sözüyle büyülendim ve böylelikle simyanın sihirli dünyasına giriş yaptım.

12- Son olarak okurlarınıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Picasso der ki; Hayal ettiğiniz her şey gerçektir. Bu yüzden hayal edin, yeni dünyalar yaratın. Beğenmezseniz yıkın, baştan yaratın. Orası sizin, istediğiniz gibi yaşayın, yeter ki hayal etmekten korkmayın.


Her şey için Tuba Arık'a sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. Ayrıca yazarımıza ulaşabileceğiniz adresler;

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

0 yorum