TANITIM
Kitabın adı: Bilinmeyen Bir Kadının MektubuYazar: Stefan ZweigTürü: KlasikYayın evi: Türkiye İş Bankası Kültür YayınlarıStefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz.
Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!
YORUM
Stefan Zweig'ın daha önce Satranç isimli kitabını okumuş ve hayran kalmıştım. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu çok uzun zamandır merak ettiğim bir diğer kitaptı.
Kitap 55 sayfa. Oturup iki saatte bitirebileceğiniz türden. Kitabın giriş kısmında yazar R.'ye isimsiz bir kişiden gelen bir mektupla başlıyor. Giriş cümlesi de "Sana, beni asla tanımamış olan sana." diyerek söze başlıyor. İlk başta mektubun yanlış kişiye gönderilmiş olabileceğini düşünmüştüm ben. Tabii mektubu okudukça R.'ye yazılmış olduğu aşikardı.
Kitap tamamen mektuptan oluşuyor. Bilinmeyen bir kadının, R.'ye yıllarca olan aşkını, yeri gelmiş sürekli karşısına çıkmış ama R.'nin onu asla tanımamış olmasından söz ediyor detaylıca. Bu yüzden giriş cümlesine de "Beni asla tanımamış olan sana," diye başlıyor.
Kadının duyguları çok saf çok içten geldi bana. Okurken resmen içim ezildi. Kalbim kırıldı. Bir köşeye oturup onun adına, umutları adına ağlamak istedim. Beni yürekten etkiledi...
Kitapta sevmediğim tek nokta, kadının o kadar saf bir sevgiyle ilerlerken -okuyanlar anlayacaktır, detay vermiyorum- hayatını o şekilde sürdürmemeliydi bana göre. Bu kısımlarda çocuğu bahane ediyor lakin isteseydi zaten ona güzel bir hayat sunabileceğini düşünüyorum. O bir puanı da buna kırdım.
Mektubun artık sonuna doğru yaklaştıkça R.'nin düşüncelerini o kadar merak ediyordum ki heyecanla o bölüme geldiğimde tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Düşünceleri o kadar ruhsuzdu ki inanasım gelmedi. Gerçekten böyle mi olabilirdi yoksa okurken kendimi çok kaptırıp, belki mektubu yazan kadın kadar ben de mi umut dolmuştum emin değilim. Kitabın ana teması "tek taraflı aşk," olarak geçtiğinden belki de yazara o kadar kızmamalıydım...
Zweig'ın kalemini seviyorum. Kitabı da gerçekten çok sevdim. Kesinlikle okumanızı öneririm.
PUAN

















